Maduro’ya Operasyon, Netanyahu’ya Koruma mı?

Dünyada olup bitenleri anlamak için bazen çok uzağa bakmaya gerek yok.
Bazen tek bir olay, bütün resmi önümüze koyar.

Venezuela’da yaşananlar da tam olarak böyle bir olaydır.

ABD, Nicolás Maduro’yu “uyuşturucu ticareti” suçlamasıyla hedef alıyor.
Operasyon yapıyor.
Zor kullanıyor.
Ve bunu yaparken de demokrasi ve hukuk kavramlarını ağzından düşürmüyor.

Burada durup sormak gerekiyor:

Eğer mesele gerçekten adalet ise…
Eğer mesele gerçekten hukuk ise…
Eğer mesele gerçekten insan hakları ise…

O zaman neden aynı hassasiyet İsrail için gösterilmiyor?

Bugün Gazze’de binlerce sivil, kadın, çocuk demeden hayatını kaybetti.
Uluslararası kamuoyunun önünde yaşandı bunlar.
Televizyonlardan izledik.
Fotoğraflarla gördük.

İsrail Başbakanı Netanyahu hakkında uluslararası düzeyde savaş suçu iddiaları konuşulurken,
neden ABD’den tek bir “adalet operasyonu” çıkmadı?

Neden Netanyahu için ne yaptırım var,
ne yakalama girişimi,
ne de “hukukun üstünlüğü” söylemi?

Sorunun cevabı zor değil.

Çünkü mesele hukuk değil.
Mesele adalet değil.
Mesele insan hakları hiç değil.

Mesele çıkar.

ABD, Trump döneminde bu gerçeği artık perde arkasında saklama ihtiyacı bile duymuyor.
Eskiden diplomasiyle yapılan işler,
şimdi doğrudan güç gösterisiyle yapılıyor.

“Ben güçlüyüm.
Ben karar veririm.
Ben istersem alırım.”

Verilen mesaj bu.

Venezuela örneği sadece Latin Amerika’yla sınırlı değil.
Bu, bütün dünyaya verilmiş bir mesajdır.

Şunu söylüyorlar:

“Eğer benim çizgimin dışına çıkarsan,
senin kaderin de bir gecede değişebilir.”

İşte bu noktada Birleşmiş Milletler sistemi de ciddi biçimde sorgulanmak zorunda.
Güvenlik Konseyi’nin yapısı adaleti değil, güçlüyü koruyor.
Bu haliyle mazlumun değil, nüfuz sahibinin yanında duruyor.

Peki biz bu tablodan ne ders çıkarmalıyız?

Birincisi şudur:

Savunma sanayii hayati bir meseledir.

Bugün Türkiye’nin savunma sanayiine neden bu kadar önem verdiğini artık daha net görüyoruz.
İHA’lar, SİHA’lar, hava savunma sistemleri, yerli üretim projeleri…

Bunlar sadece teknolojik gelişme değildir.
Bunlar aynı zamanda bağımsızlık sigortasıdır.

Bir ülke kendini koruyamıyorsa,
bir ülkenin caydırıcılığı yoksa,
o ülke masada da zayıftır.

Venezuela’nın yaşadıkları bunu bir kez daha gösterdi.

İkinci ders ise belki daha da önemlidir.

Savunma sanayiiniz güçlü olabilir.
Ordunuz donanımlı olabilir.

Ama eğer devletin en kritik noktalarında sadakat sorunu varsa…
Eğer karar vericilerin etrafında kimlerin olduğu net değilse…
Eğer içeride başka güçlere çalışan yapılar varsa…

İşte o zaman en güçlü silahlar bile sizi tam anlamıyla koruyamaz.

Devlet dediğiniz şey sadece tankla, tüfekle ayakta durmaz.
Devlet, güvenle ayakta durur.

Sonuç olarak şunu söylemek gerekiyor:

ABD’nin Venezuela’da yaptığını “demokrasi ihracı” diye anlatmak,
aklımızla alay etmektir.

Netanyahu’ya dokunmayanların,
Maduro üzerinden hukuk dersi vermesi samimi değildir.

Bugün sessiz kalanlar bilmelidir ki,
bu düzen böyle giderse yarın sıra başka ülkelere gelecektir.

Çünkü bu yeni dünya düzeninde kural şudur:

Güçlü olan haklıdır.

Ve işte tam da bu yüzden,
Türkiye’nin savunma sanayiine yaptığı yatırımlar,
kurumlarını güçlendirme çabası
ve bağımsız duruşu bir zorunluluktur.

Dünya daha adil bir yer olmuyor belki…
Ama güçlü olmayanlar için daha tehlikeli bir yer haline geliyor.

Bunu artık herkes görüyor.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu