Tehlike Kapıda: Türkiye Üretmeden Ayakta Kalamaz

Bir ülke düşünün;
toprağı var ama ekilmiyor,
çiftçisi var ama kazanamıyor,
rafı dolu ama geleceği boşalıyor.
Türkiye bugün çok kritik bir eşiktedir.
Bu eşik ne sadece ekonomiyle
ne de günlük siyasi tartışmalarla ilgilidir.
Bu eşik, ülkenin gelecekte ayakta kalıp kalamayacağıyla ilgilidir.
Bir ülke;
silah üretebilir,
yol yapabilir,
köprü inşa edebilir,
savunma sanayinde dünyayla yarışabilir.
Ama kendisi üretmeyip dışa bağlıysa,
hiçbir gücü sürdürülebilir değildir.
İşte tam da bu yüzden aşağıdaki tablo bir uyarıdır.
Bir serzeniş değil.
Bir temenni hiç değil.
Bu bir hayatta kalma çağrısıdır.
Türkiye yıllardır bu tehlikeyi yaşıyor.
Bu, üretimin sustuğu,
köylerin boşaldığı,
toprağın kaderine terk edildiği bir tehlikedir.
Bir zamanlar bu ülke
kendi kendine yetebilen nadir ülkelerden biriydi.
Buğdayını, arpasını, nohutunu üretirdi.
Hayvanını kendi merasında besler,
etini, sütünü kendi üretirdi.
Bugün tablo tersine döndü.
Artık bakliyatta, ette, sütte, yem hammaddesinde dışa bağımlı bir ülkeyiz.
Ve bu bağımlılık bir anda oluşmadı.
Bu, yılların biriktirdiği bir ihmalin sonucudur.
Köyler Neden Boşaldı?
Sorunun cevabı açık: Ekonomi.
Çiftçi ekiyor ama kazanamıyor.
Hasat zamanı geldiğinde hesap ortada:
Mazot pahalı
Gübre pahalı
İlaç pahalı
İşçilik pahalı
Topladığınızda ortaya çıkan tablo şu:
Çiftçi zarar ediyor.
Zarar eden çiftçi ne yapar?
Bir süre direnir…
Sonra bırakır.
Tarlasını, toprağını bırakıyor.
Köyden kente göç ediyor.
Üretimden kopuyor.
Bugün Doğu ve Güneydoğu’da yüzlerce köyde insan yok.
400–500 nüfuslu köylerde
10 hane ya var ya yok.
Kalanlar da yaşlı insanlardan oluşuyor.
Bu sadece bir sosyolojik sorun değil.
Bu, ulusal güvenlik meselesidir.
Tarım da Savunma Sanayi Kadar Hayati
Ülkemiz savunma sanayine,
yol, köprü gibi büyük yatırımlara önem veriyor ve bunlar çok kıymetli.
Bunları tek tek saymaya gerek yok.
Zaten hepimiz biliyoruz.
Ancak şunu açıkça söylemek gerekiyor:
Nasıl ki savunma sanayi olmazsa olmaz bir güvenlik meselesiyse,
tarım ve hayvancılık da bu ülkenin can damarı ve olmazsa olmazıdır.
Güçlü bir ülke sadece silahla güçlü olmaz.
Güçlü bir ülke;
gıdasını üreterek,
çiftçisini ayakta tutarak,
toprağını boş bırakmayarak
güvenliğini sağlar.
Tank üretebilirsiniz…
Ama buğday üretemiyorsanız,
o tank sizi açlıktan koruyamaz.
Gıda Krizi Kapıda Değil, İçeride
Dünya zor bir dönemden geçiyor.
İklim krizi,
savaşlar,
enerji maliyetleri
küresel gıda sistemini altüst etti.
Ama asıl soruyu sormak zorundayız:
Biz ne yaptık?
Tarımı plansız bıraktık.
Üreticiyi yalnız bıraktık.
Köylüyü kaderine terk ettik.
Bugün konuşulan “gıda krizi” geleceğe dair bir tehdit değil.
Bu, yaşanan bir gerçek.
Bu mesele sadece çiftçinin meselesi değil.
Bu mesele;
markette fiyatlara bakan emeklinin,
çocuğuna süt alamayan annenin,
sofrası her gün biraz daha küçülen herkesin meselesidir.
Peki Ne Yapmalı?
Çözüm var.
Ama cesaret istiyor.
Öncelikle şunu kabul etmek gerekiyor:
Tarım stratejik bir alandır.
Bu çerçevede atılması gereken adımlar nettir:
Gıda stratejik sektör ilan edilmelidir
Gıda ve Tarım odaklı güçlü bir bakanlık yapılanmasına gidilmelidir
Mazot ve gübrede çiftçiye gerçek destek sağlanmalıdır
(Gerekirse mazot ücretsiz verilmelidir)
Ürün planlaması yapılmalıdır
Stratejik ürünlerde taban fiyat ve alım garantisi verilmelidir
Kooperatifler güçlendirilmelidir
Çiftçi ne ekeceğini değil,
nasıl kazanacağını düşünmelidir.
Devlet “ekimi yap” dememeli.
Devlet “ben sana destek vereceğim” demelidir.
Devlet “ekersen kazanırsın” demelidir.
Üretmeyen Ülke Güçlü Olamaz
Hayat pahalılığı can yakıyor.
Vatandaş perişan.
Ama çözüm sadece maaş artışı değil.
Çözüm üretimdir.
Üretmeden refah olmaz.
Üretmeden bağımsızlık olmaz.
Üretmeden güçlü devlet olunmaz.
Devlet teşviki azaltmamalı;
üretime teşvikleri artırmalı ve desteği doğrudan üretene vermelidir.
Bu ülkenin toprağı bereketlidir.
Çiftçisi çalışkandır.
Ama yalnız bırakılmamalıdır.
Velhasıl…
Bu duyarsızlık bozulmalıdır.
Bu tablo normalleştirilmemelidir.
Türkiye’nin acil bir tarım seferberliğine ihtiyacı vardır.
Bugün atılmayan adımın bedelini
yarın çok daha ağır öderiz.
Bugün uyanmak zorundayız.
Çünkü
toprağını kaybeden bir ülke, geleceğini kaybeder.
Ve geleceğini kaybeden bir ülkeyi
hiçbir silah,
hiçbir teknoloji,
hiçbir güç ayakta tutamaz.




