Bursa Ligden Düşerse, Türkiye de Ligden Düşer

Bursa’da iş dünyasının gündemi yoğun.
Ama asıl mesele şu: Şehir büyürken herkes aynı cümlede buluşabiliyor mu?
BTSO’nun 2026’nın ilk meclis toplantısında duyduğumuz tablo, bir yandan özgüven, diğer yandan beklenti taşıyor.
Salonda söylenenler kadar, söylenmeyenler de önemliydi.
BTSO Başkanı İbrahim Burkay’ın yıllardır tekrarladığı bir vurgu var: “Bursa büyürse Türkiye büyür.”
Bu cümle, kulağa slogan gibi gelebilir.
Ama Bursa gibi üretim kası güçlü bir şehirde, sloganlar bazen stratejik gerçekliğe dönüşür.
Başkan Burkay’ın konuşmasında dikkat çeken nokta “makam” değil “sorumluluk” vurgusuydu.
“Yaptıklarımız bizi tarif edecek” derken aslında bir şeyin altını çiziyordu:
Bugün yapılan işlerin kalıcılığı, yarın anlatılacak hiayeyi belirler.
Peki bu hikayenin omurgası ne?
BTSO’nun son dönemde öne çıkardığı projeler aynı yerde birleşiyor: gelecek sanayi, teknoloji, dönüşüm.
GUHEM, BUTEKOM, TEKNOSAB, Model Fabrika, Elektrikli Araçlar Mükemmeliyet Merkezi…
Liste uzun.
Ama tartışma şu noktada kilitleniyor: Bu projeler sahada ne kadar karşılık buluyor?
Burkay, elektrikli araç dönüşümü için “kaçınılmaz” diyor ve “Biz 4 yıl önce adım attık” mesajı veriyor.
Bu tür cümleler önemli.
Çünkü iş dünyasında farkı yaratan şey, çoğu zaman “bugün” değil, zamanlamadır.
Bursa’nın ihracat kapasitesi de toplantının ana eksenlerinden biriydi.
Yaklaşık 20 milyar dolarlık ihracat, 200’ün üzerinde ülkeye satış…
Bu büyüklük, Bursa’yı sadece “sanayi şehri” değil, aynı zamanda Türkiye’nin rekabet vitrinlerinden biri yapıyor.
Burkay’ın “Bursa ligden düşerse Türkiye de düşer” uyarısı da tam buraya oturuyor:
Bursa’nın performansı, Türkiye’nin üretim ritmini etkiliyor.
Toplantının somut başlıklarından biri ise Lojistik Teknopark GSYF oldu.
Burada dikkat çeken, finansal büyüklükten çok yatırımcı profili:
Esnaf ve KOBİ ile sanayicinin aynı projede buluşması.
İş dünyasında her zaman kolay kurulamayan bu köprü, doğru kurulursa şehre başka bir hava verir.
Meclis üyelerinin konuşmalarında da ilginç bir ortak zemin vardı:
Destek var ama “görerek” destek.
Süleyman Uzun’un mesajı: “Vizyon lafla değil, yapılanla ölçülür.”
Kendi geçmiş itirazlarını da anarak, sonrasında proje inceleyip yatırım yaptığını söylemesi salonda güçlü bir etki yaratmış görünüyor.
Rengin Eren, UR-GE projelerinin sahadaki karşılığına işaret etti: 47 proje, 1.700’den fazla firma vurgusu, rekabet gücü açısından kritik.
İsmail Duyar, lojistiğin artık “yan iş” değil, stratejik fonksiyon olduğunun altını çizdi.
Erdinç Şentürk ise çarşı esnafının dönüşümüne dikkat çekti: dijitalleşme ve e-ticaret alanında yaşanan değişim ve bunun pratik sonuçları.
Bunlar birer “alkış cümlesi” değilse, bir şeyi gösteriyor:
BTSO’nun dili, sadece sanayicinin değil, esnafın ve KOBİ’nin gündemine de temas etmeye çalışıyor.
KOBİ’ler meselesinde de salondaki tablo önemliydi.
Lojistik Teknopark Girişim Sermayesi Yatırım Fonu örneği, yalnızca bir yatırım modeli olarak değil…
Sanayiciyle çarşı esnafını aynı zeminde buluşturma iradesi olarak öne çıktı.
Bu da “erişim adil mi?” sorusuna sahadan gelen güçlü bir işaret gibiydi.
Şeffaflık ve ölçüm konusuna gelince…
Burkay’ın tonunda “anlatıp geçmek” yoktu.
Projeleri anlatırken bir yandan da neden yapıldığını, hangi ihtiyaca cevap verdiğini, hangi dönüşümü hedeflediğini ortaya koydu.
Bu da güven duygusunu besliyor.
Yazıyı yine o cümleyle bağlamak gerekiyor: “Bursa büyürse Türkiye büyür.”
Bu söz, tek başına bir motto değil.
Altı doldurulduğunda, şehir için bir rota, ülke için bir kaldıraçtır.
Bugün BTSO’nun ortaya koyduğu tabloya bakınca şunu söylemek mümkün:
Başkan İbrahim Burkay, vizyonu projeye, projeyi de kurumsal akla ve sahadaki karşılığa dönüştüren bir çizgiyi görmek mümkün.
Ve iş dünyasının en çok baktığı şey de şu:
Sözün ağırlığı, işin çıktısıyla ölçülür.
BTSO’nun son yıllardaki performansı, tam da bu ölçüye temas ediyor.




