Muradiye’nin Kapısından Geçip Gitmek…

Bazı şehirler vardır; içinde yaşarken değil, durup baktığında insanın içine yerleşir.
Ve bazı mekânlar… Her gün yanından geçersin ama asıl seni içine çağıran şey kapısı değil, hatırasıdır.
Bursa’da Muradiye, benim için uzun yıllar böyle bir yerdi: “Orada duruyor” dediğim, “nasıl olsa hep burada” diye ertelediğim bir tarih.
Oysa insan bazen farkında olmadan, kendi şehrinin en kıymetli cümlelerinin yanından susarak geçer.
Yaklaşık 13 yıldır Bursa’dayım. Pek çok camiyi, tarihi yapıyı, eski sokakları gezdim. Muradiye’nin çevresinden de defalarca geçtim.
Ama itiraf edeyim: Muradiye Külliyesi’nin iç dünyasını, taşıdığı o derin hatırayı bu kadar yakından tanımıyordum.
Ta ki, Muradiye Camii’ne imam olarak göreve başlayan, yakından tanıdığım kıymetli ağabeyim; Muradiye Camii İmam Hatibi M. Lütfi Taşçı hocamızın paylaşımlarına kadar…
Bir gün sosyal medyada bir gönderi gördüm:
“Muradiye Külliyesi…”
“Muradiye Camii…”
“Avlu içindeki türbeler…”
Ve kendi kendime şunu söyledim:
“Meğer ben nelerin yanından geçip gidiyormuşum.”
Bazen bir şehri tanıtan haritalar değil; bir insanın gayreti, bir cümlenin çağrısı, bir paylaşımın hatırlatmasıdır.
Muradiye Külliyesi, Bursa’da Osmanlı sultanları tarafından yaptırılan son külliye olarak biliniyor.
Sultan II. Murad tarafından yaptırılmış; inşası Haziran 1425 – Kasım 1426 tarihleri arasında tamamlanmış.
Bu bilgiler kuru bir tarih notu gibi görünmesin… Çünkü oraya gidince tarih, kitap sayfasından çıkıp bahçe kokusuna, taşın serinliğine, sessizliğin ağırlığına karışıyor.
Külliye içinde cami, medrese, imaret, hamam ve türbeler bulunuyor.
Ve o türbeler…
İnsanın içine işleyen bir tarafı var. Çünkü orada yürürken, sadece geçmişin üzerine basmıyorsun; kendi içinin gürültüsü de yavaş yavaş susuyor.
İnsan bazı yerlerde daha alçak sesle konuşur; çünkü mekan, senden edep ister.
Türbeler arasında yürürken zaman değişiyor
Muradiye’ye gidip de türbeler bölümüne girince insanın aklına ilk gelen şey şu oluyor:
“Bu isimler sadece tarih dersinde kalmamalı…”
Karşılaştığım türbelerden bazıları:
II. Murad Türbesi
Şehzade Alâeddin Türbesi
Şehzade Mustafa Türbesi
Cem Sultan Türbesi
Şehzade Mahmud Türbesi
Gülşah Hatun Türbesi
Ve daha niceleri…
Her birinin önünde durup Fatiha okumak, taşlara bakmak, isimleri zihninde tartmak…
İnsanı ister istemez o maneviyata, o “eski günlere” götürüyor.
Bu duyguyu tarif etmek zor. Çünkü bu, sadece “gezmek” değil; hatırlamak.
Sadece görmek değil; hissetmek.
Bazı yürüyüşler vardır; adımların değil, insanın kalbi yer değiştirir.
Ecdada vefa: Bir anma, bir dua, bir hatırlayış
Yakın zamanda Muradiye’de anlamlı bir program düzenlendi.
Osmanlı’nın “ikinci kurucusu” sayılan, Çelebi Mehmed’in oğlu ve Fatih Sultan Mehmed’in babası olan Sultan II. Murad Han, vefatının 575. yılında Bursa’daki haziresinde dualarla anıldı.
Program, Vakıflar Bursa Bölge Müdürlüğü tarafından organize edildi. Katılımcılar arasında:
Vakıflar Bursa Bölge Müdürü Haluk Yıldız, Kültür ve Turizm Bursa İl Müdürü Kamil Özer, önceki dönem Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Alinur Aktaş, akademisyenler ve çok sayıda vatandaş vardı.
Ve program, hazire başında okunan dualarla başladı.
Duaları okuyan isim ise Bursa’da “protokol imamı” olarak da bilinen Muradiye Camii İmam Hatibi Kıymetli ağabeyim M. Lütfi Taşçı hocamızdı.
O an şunu düşündüm: Tarih bazen bir konferans salonunda anlatılmaz; bir türbenin başında okunan duada insanın içine iner.
Anmak, sadece geçmişe bakmak değildir; bugünü terbiye etmektir.
Bir imamın görevi sadece mihrapla sınırlı değil
Burada özellikle söylemek istediğim bir cümle var:
İmam demek sadece beş vakit namaz kıldırmak değildir.
Elbette namaz, mihrap, hutbe… Bunlar işin özü.
Ama bazı insanlar vardır; görev yaptığı camiyi yaşayan bir merkeze dönüştürür.
Bulunduğu semtin tarihini, kültürünü, maneviyatını insanlara yeniden tanıtır.
Ben Muradiye’yi, Muradiye yapan o derinliği; hocamızın duyuruları, paylaşımları ve gayreti sayesinde daha yakından fark ettim.
Bu yüzden altını çizerek söylüyorum:
Muradiye Camii İmam Hatibi M. Lütfi Taşçı hocamıza gönülden teşekkür ediyorum.
Görev aldığı her camide aynı özveriyle çalışan, çevre halkının ve Bursa protokolünün takdirini kazanan bir isim.
Bize sadece bir mekanı değil, o mekanın hikayesini de gösteriyor.
Bazı insanlar, bir şehrin hafızasını diri tutar.
Çünkü hafıza, “bilen” değil; hatırlatan ile yaşar.
Velhasıl…
Bursa’da yaşamak yetmiyor; Bursa’yı tanımak gerekiyor.
Bazen insan yaşadığı şehri bildiğini sanıyor. Oysa bazı güzellikler, bir dostun hatırlatmasıyla açılıyor.
Muradiye Külliyesi, benim için artık bir “uğrayıp geçilen yer” değil.
Durulan, dinlenilen, düşünülen bir durak.
Yolunuz düşerse bir gün, sadece caminin avlusunda kalmayın…
Türbelerin arasında da yürüyün.
Bir Fatiha okuyun.
Bir an durun.
Ve şunu hissedin:
Bu şehir, ecdadın bıraktığı bir hatıradır.
Hatıraya vefa ise bize yakışandır.
Ve…
Hayat, çoğu zaman bize “yeni”nin peşinden koşmayı öğretiyor; oysa insanı olgunlaştıran şey bazen eski bir taşın serinliği, bazen sessiz bir bahçenin dili, bazen de geçip gittiğini sandığın bir kapının ardındaki hatıradır.
Muradiye’nin kapısından geçip gitmeyin…
Çünkü bazı kapılar, şehirden içeri değil; insanın kendi içine açılır.
Hele ki Ramazan ayının yaklaştığı şu günlerde… Kalbin daha çabuk yumuşadığı, gecelerin daha derin sustuğu, duanın daha içten yükseldiği vakitlerde… Muradiye’nin taşları da sanki başka konuşur insana.
Gidin.
Sadece “gezmiş olmak” için değil… içinizde bir yeri toparlamak için gidin.
Avludan ağır ağır geçin; adımlarınızı yavaşlatın.
Türbelerin arasında bir an durun.
Bir Fatiha okuyun.
Belki adını hiç duymadığınız bir sultanın, bir şehzadenin, bir hatunun başucunda… Ama aslında kendi kalbinizin başucunda.
Ramazan’a böyle girmenin hazzı bambaşkadır:
Bir dua, bir selam, bir iç çekiş… Ve sonra insanın içine yayılan o tarifsiz ferahlık.
Çünkü bazen büyük arınmalar, büyük sözlerle değil; küçük bir “Âmin” ile başlar.
Ve küçük ama kıymetli bir hatırlatma…
Muradiye Külliyesi’ne yolunuz düştüğünde, fırsat bulursanız Muradiye Camii İmam Hatibi, Bursa’da “protokol imamı” olarak da bilinen kıymetli M. Lütfi Taşçı hocamızı da ziyaret edin.
Bir selam verin, hal hatır sorun. İnanın, iki kelamı bile insana bakış kazandırır, gönle sükunet bırakır. Orayı sadece bir mekan olarak değil, yaşayan bir hatıra olarak görmenize vesile olur.
Muradiye’nin kapısından geçip gitmeyin…
Orada bir dua bırakın.
Ve dönerken şunu hissedin:
Bu şehir yalnızca sokaklardan ibaret değil; dualarla ayakta duran bir hatıra.



