Kendini Tanımadan İyileşmek Mümkün mü?

Bugün psikoloji denince çoğu insanın aklına önce stres, kaygı, travma ve ilişki sorunları geliyor.

Oysa bütün bu başlıkların tam merkezinde, çok daha temel bir mesele duruyor: insanın kendini tanıması.

Bana göre psikolojide en çok dikkat edilmesi gereken konu da budur. Çünkü kişi kendi duygusunu tanımıyorsa, neden öfkelendiğini bilmiyorsa, hangi sözün onu incittiğini fark etmiyorsa, yaşadığı hiçbir sorunu gerçekten çözemez. Sadece o sorunun etrafında dolaşır.

Bugün birçok insanın en büyük çıkmazı tam da burada başlıyor.

Üzülüyor ama neden üzüldüğünü bilmiyor.
Kırılıyor ama bunu dile getiremiyor.
Yoruluyor ama dinlenmek yerine daha fazla kaçıyor.

Sonra da hayatın, insanların ya da şartların kendisini yıprattığını düşünüyor. Elbette dış etkenlerin payı vardır. Ancak insanın iç dünyasıyla kurduğu bağ zayıfsa, dışarıdan gelen en küçük sarsıntı bile içeride büyük bir yıkıma dönüşebilir.

Bu yüzden psikolojinin en kritik noktası farkındalıktır.

Yani insanın kendi iç sesini duyabilmesi…
Kendi sınırlarını bilmesi…
Kendi yarasını tanıması…

Çünkü tanınmayan duygu yönetilemez.
Adı konmayan sorun çözülemez.

Üstelik mesele yalnızca bireyin kendini iyi hissetmesi de değildir. Kendini tanıyan insan, çevresine de daha sağlıklı yaklaşır. Daha az kırar, daha doğru anlar, daha yerinde konuşur.

Öfkesini karakter sanmaz.
Suskunluğunu olgunluk diye sunmaz.
Herkesi memnun etmeyi de iyi insan olmakla karıştırmaz.

İşte tam da bu nedenle psikolojide en dikkat edilmesi gereken konu, insanın dönüp önce kendi içine bakabilmesidir. Çünkü ruh sağlığı, başkalarını anlamadan önce kendini anlamakla başlar.

İnsan kendini tanıdıkça güçlenir.
Güçlendikçe sadeleşir.
Sadeleştikçe hayatın yükünü daha sağlıklı taşır.

Kısacası psikolojinin en önemli gerçeği şudur:

İnsan, en çok kendine yabancı kaldığında yorulur; en çok kendini anladığında iyileşir.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu