Her Zaman İyi Hissetmek Zorunda Değilsin

Bugünlerde farkında olmadan hepimize aynı mesaj veriliyor: “Güçlü ol, pozitif kal, hep iyi hisset.” Sosyal medyada gördüğümüz mutlu yüzler, başarı hikâyeleri ve bitmeyen motivasyon cümleleri sanki tek bir doğru varmış gibi hissettiriyor. Ama hayat bu kadar tek boyutlu değil. Peki ya iyi hissetmediğimiz günler?
Bir psikolog olarak şunu çok net görüyorum: İnsanlar çoğu zaman sadece üzgün, kaygılı ya da yorgun oldukları için değil; bu duyguları yaşadıkları için kendilerini suçladıkları için daha çok zorlanıyor. Yani kişi sadece kötü hissetmiyor, bir de “Böyle hissetmemeliyim” diyerek kendine ikinci bir yük bindiriyor.
Oysa gözden kaçırdığımız çok temel bir gerçek var:
Duygularımız bir problem değil, bir mesajdır.
Kaygı bize bir şeylerin belirsiz olduğunu anlatır. Üzüntü, bir kaybın ya da hayal kırıklığının izidir. Öfke ise çoğu zaman sınırlarımızın ihlal edildiğini gösterir. Bu duyguların hiçbiri “yanlış” değildir. Asıl zorlayıcı olan, onları yok saymaya ya da bastırmaya çalışmaktır.
Toplum olarak duygularla kurduğumuz ilişki de oldukça karmaşık. Bir yandan “çok duygusal olma” denir, diğer yandan “kendini ifade et” beklentisi vardır. Bu çelişki içinde insan ne hissederse hissetsin kendini hatalı hisseder. Ve zamanla bastırılan duygular, daha büyük bir iç yük haline gelir.
Şunu açıkça söylemek gerekir:
İyi hissetmemek, çoğu zaman iyileşmenin başlangıcıdır.
Çünkü değişim, ancak fark ettiğimiz ve kabul ettiğimiz şeylerle mümkün olur. Kendimize karşı dürüst olabildiğimiz noktada bir şeyler gerçekten değişmeye başlar. “İyiyim” demek kolaydır, ama “İyi değilim” diyebilmek cesaret ister.
Peki ne yapabiliriz?
Öncelikle hissettiklerinizi yargılamadan fark etmeye çalışın. “Şu an üzgünüm” diyebilmek, “üzgün olmamalıyım” demekten çok daha sağlıklıdır. Kendinizle konuşma biçiminizi gözden geçirin. Çünkü iç sesiniz, gün boyunca en çok maruz kaldığınız sestir.
Ve şunu unutmayın:
Yardım istemek zayıflık değil, kendinize verdiğiniz değerin bir göstergesidir.
Belki bu hafta kendinize şu soruyu sormak iyi bir başlangıç olur:
“Gerçekte ne hissediyorum ve buna izin veriyor muyum?”
Çünkü bazen iyileşme, sürekli iyi hissetmeye çalışmayı bırakıp, gerçekten ne hissediyorsak onunla temas kurduğumuzda başlar.




