Hisar’ın Kalbi Atarsa, Bursa’nın Nabzı Değişir

Bursa’yı Bursa yapan şey…
Sadece yeşili değil.
Sadece Uludağ’ın gölgesi değil.
Bursa’yı Bursa yapan şey, hafızası.
Ve o hafızanın en kıymetli damarlarından biri, yıllardır gözümüzün önünde duran ama bir türlü “tam anlamıyla” ayağa kalkamayan bir hat: Hisarönü, Tophane, Üftade, Suriçi, Hanlar koridoru.
Şimdi Osmangazi’de konuşulan mesele tam da bu.
Bir belediye projesi mi?
Evet.
Ama yalnızca o değil.
Bu iş, doğru yapılırsa Bursa’nın turizm hikayesini yeniden yazacak bir hamle.
Yanlış yapılırsa?
İyi niyetle başlanıp, “yapmış olmak için yapılmış” işler listesine girer.
Tam burada durup bir tespit yapmak gerekiyor.

Hisar Bölgesi’ni sıradan bir “kentsel tasarım” başlığına sıkıştırırsanız…
Kaybedersiniz.
Çünkü burası, Başkan Erkan Aydın’ın da altını çizdiği gibi “birinci derece arkeolojik sit” ve “yaklaşık 3 bin yıllık geçmişe sahip” bir alan.
Bu cümle bile tek başına şunu söyler: Hata kaldırmaz.
İşin Zor Tarafı da Burada Başlıyor
Projede kulağa çok iyi gelen başlıklar var.
Bursa Surları restorasyonu…
Ziyaretçi karşılama merkezi…
Seyir terası…
Asansör sistemi…
Ve en önemlisi: Üftade Hazretleri’nin bulunduğu noktadan Hisarönü’ne uzanan bütüncül bağlantı…
Bunlar, turizm açısından “tam isabet” işler.
Ama…
Hisar’ı cazip kılan şey, sadece manzarası değil.
Dokusudur.
Sokak kıvrımıdır.
Taşın dili, gölgenin ritmidir.
Kimi yerde insan eli, kimi yerde doğal kayalıkların kurduğu o “doğal kale” hissidir.
Başkan Aydın’ın şu vurgusu bu yüzden çok önemli:
“Bu doğal yapıyı titizlikle koruyarak çalışmaları sürdüreceğiz.”
İşte ana cümle bu.
Geri kalan her şey bunun etrafında doğru ya da yanlış yere oturur.
“Kamulaştırma bitti” demek, “iş bitti” demek değildir
Bir başka önemli eşik:
“Kamulaştırma ve yıkım süreçleri tamamlandı.”
Bu, projenin önündeki en çetrefilli kapılardan birinin açıldığı anlamına gelir.
Kolay iş değildir.
Ama asıl mesele şimdi başlıyor.
Çünkü sırada kurul onayı var.
Ve bu onay, projenin “hızını” değil, doğruluğunu belirlemeli.
Şunu da not edeyim:
İlk etapta karşılama merkezi, tuvaletler ve peyzaj planı var.
Ardından daha uzun sürecek sur restorasyonu…
Burada bir “zaman” baskısı olur.
“Bir an önce bitsin” arzusu olur.
Ama Hisar’da acele…
Bazen en pahalı hatadır.
Projenin dili: “Peyzajın içine gömülen yapılar”
Projeyi hazırlayan isimlerden Prof. Dr. Nevzat Oğuz Özer’in yaklaşımı bu açıdan kıymetli:
Yapıları peyzajın içine gömerek, doğal ve tarihi dokuya zarar vermeyen bir kurgu…
Bu cümle teknik gibi durur ama şehir okuması açısından çok şey anlatır.
Demek istiyor ki:
“Ben burayı ‘ben yaptım’ diye bağıran beton bir imza atmayacağım.”
Hisar’ın imzası zaten var.
Benim görevin, o imzayı parlatmak.
Üftade Camii önünden başlayan, selvi ağaçlarıyla taşınan peyzaj aksı fikri de bu yüzden doğru bir yerden konuşuyor.
Çünkü Bursa’da bazen tek bir selvi…
Bir sayfa tarih anlatır.

Peki sonuç ne olur?
Eğer proje, adı gibi “bütüncül” kalabilirse…
Eğer asansör, teras, karşılama merkezi gibi unsurlar Hisar’ı “kolay tüketilen” bir turizm dekoruna çevirmeden, onu “anlatan” bir dile dönüşürse…
Eğer sur restorasyonu “makyaj” değil, bilimsel restorasyon ciddiyetinde yürürse…
İşte o zaman Hisar, gerçekten ayağa kalkar.
Sadece fiziksel olarak değil…
Ruhuyla.
Ve burada kritik bir nokta var.
Çünkü Başkan Aydın’ın üstünde durduğu mesele tam da bu.
Sözleri boşuna değil.
Hatırlayalım…
Altını çizerek ne demişti?
“Birinci derece arkeolojik sit”…
Ve “yaklaşık 3 bin yıllık geçmişe sahip” bir alan…
Bu iki cümle, aslında tek bir şey söylüyor:
Hataya yer yok.
Öyleyse yapılacak her adım…
Her taş…
Her dokunuş…
Hisar’ın tarihine “ek yapmak” için değil…
Hisar’ın tarihini koruyarak geleceğe taşımak için olmalı.
Çünkü bu alan, Bursa’nın vitrinidir.
Ama vitrinde olan şey cam değil…
Hafızadır.
O zaman Hisar, gerçekten de Prof. Özer’in dediği yere oturur:
“Kentin vitrini.”
Ve o vitrin parladığında Hanlar Bölgesi’nin karşısında “boşluk” değil…
tamamlanmış bir hikaye durur.
Bursa’nın hafızası kazanır.
Osmangazi’nin turizmi kazanır.
Esnaf kazanır.
Şehir kazanır.
Ama en önemlisi…
Bursa, kendine yakışır bir biçimde şunu söyleyebilir:
“Ben geçmişimi koruyarak büyüdüm.”
İşte asıl başarı cümlesi budur.
Ve tam da bu yüzden, meseleye yalnızca “ne yapılacak?” diye değil…
“Bunu kim, nasıl bir ekiple yapacak?” diye de bakmak gerekiyor.
Çünkü bu işin bir de hepimizin görmediği tarafı var.

Perde arkası…
Çünkü böyle bir alanın sunulması, planlanması, kurullardan geçmesi, uygulamaya dönüşmesi öyle bir iki toplantıyla olacak iş değil.
Kolay değil.
Basit hiç değil.
Ve şunu da unutmamak gerekir:
Bu tür projelerde sahnede bir isim görünür…
Ama sahnenin arkasında bir ekip, bir omurga, bir koordinasyon vardır.
Osmangazi’de Hisar Bölgesi için yürüyen süreçte de bu gerçek çok açık.
Başkan Erkan Aydın’ın yanında…
Sahada yükü çeken, işi ayağa kaldıran birimler var:
Fen İşleri Müdürlüğü,
Park ve Bahçeler Müdürlüğü,
Afet İşleri ve Risk Yönetimi Müdürlüğü…
Bu üç alanın uyumu bile tek başına projeyi ya uçurur…
Ya yerinde saydırır.
İşte tam burada kritik bir isim öne çıkıyor:
Bu birimlerin bağlı olduğu başkan yardımcısı Ahmet Tolga Kornoşor.
Bursa’da sevilen sayılan iyi bilinen bir isim eski bir siyasetçi.
Ama daha önemlisi…
vizon sahibi, ufku geniş, proje aklıyla düşünebilen biri.
Ve böylesi bir dosyada onun gibi bir ismin varlığı, “imza”dan ibaret değil.
Sürece ağırlık koyar.
Koordinasyona disiplin getirir.
Projenin ritmini kurar.
Ben hep yazılarımda aynı şeyi söylerim:
Bir başkan tek başına başarı sağlayamaz.
Başarı…
Ancak ciddi, güvenilir ve vizyon sahibi bir ekiple gelir.
Görünen o ki Başkan Aydın da bu gerçeği biliyor.
Ve en önemlisi…
A Takımı’nı kurarken “yakınlık” değil…
liyakat ve vizyon gözetiyor.
Bu yüzden de şunu söylemek mümkün:
Başkan Aydın’ın, Kornoşor gibi vizyon sahibi isimlerle çalışması…
Bu ve benzeri projelerin başarıya ulaşma ihtimalini ciddi biçimde artırıyor.
Bir başka detay daha var.
Bugün birçok yerde proje konuşulur…
Ama iş sahaya indi mi, görüntü değişir.
Osmangazi’de ise sahadaki tablo şunu gösteriyor:
Sessiz sedasız…
polemiklere girmeden…
işini yaparak…
adım adım ilerleyen bir anlayış var.
Ve şehirler için bazen en kıymetli yönetim tarzı budur:
Söz yükseltmek değil…
iş yükseltmek.
Ve günün sonunda…
Bu tür işleri yalnızca manşetler değil…
sahadaki emek tamamlar.
Başkan Erkan Aydın başta olmak üzere…
Görünen ya da görünmeyen, sürecin yükünü taşıyan teknik ekiplerin ve A takımının
bu zorlu çalışmayı, Hisar’ın ruhuna uygun bir hassasiyetle tamamlamasını diliyoruz.
Çünkü;
Hisar’ın Kalbi Atarsa,
Bursa’nın Nabzı Değişir.


