Bursa’dan Üçüncü Yol Sinyali

Geçen hafta Anahtar Parti Kalkınma Politikaları Başkanı Sedat Yalçın, Bursa İl Başkanı Fikret Aslan ve İl Başkan Yardımcısı Fuat Üçüncü ziyaretimize geldiler. Konuklar siyasetçi olunca gündem kendiliğinden “memleket nereye gidiyor?” sorusuna bağlanıyor; sohbet bir noktadan sonra rakamlara, sisteme ve seçmenin ruh haline yaslanıyor.
Sohbettin ana teması şuydu: Seçmen artık iki kutup arasına sıkışmış hissetmek istemiyor. Sedat Yalçın’ın değerlendirmesi de tam bu psikolojiye oturuyordu.
Anahtar Partinin kuruluşunun üzerinden çok zaman geçmemesine rağmen kamuoyu araştırmalarında ivme yakaladıklarını, toplumda yeni bir alternatif arayışının belirginleştiği vurgulandı.
Bu tür iddialar siyasetin doğasında var; önemli olan, sahadaki karşılığı ve bunu sürdürülebilir bir örgütlenmeye dönüştürüp dönüştüremeyeceği.
Yalçın’ın AK Parti CHP eksenine dair okuması da Türkiye’de uzun süredir gördüğümüz bir refleksi işaret ediyordu: Ak Parti’nin yorgun düştüğünü ve “AK Parti giderse CHP gelir” kaygısı üzerinden şekillenen, seçmeni ister istemez “ehven-i şer” tercihlerine iten bir denklem olduğu mesajı veriyor…
Bu denklemin bir süre daha siyaseti belirleyeceği açık; ancak tam da bu yüzden, “ben iki seçenekten biri değilim” diyen yeni aktörler seçmenin zihninde yer arıyor. Yalçın’ın iddiası, Anahtar Parti’nin bu arayışın adreslerinden biri olabileceği yönündeydi.
Buraya kadar olan kısım siyasetin klasik kulvarı: moral üstünlük, ivme, anket, sahada ilgi… Fakat sohbetin daha dikkat çekici tarafı, “neye itiraz ediyorlar?” ve “ne öneriyorlar?” kısmında açıldı.
Yalçın, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin uygulamada yeni sorunlar ürettiğini savunuyor; çözüm olarak da yasamayı güçlendirmeyi merkeze koyduklarını anlatıyordu. Bu çerçevede bakanların Meclis içinden seçilmesi fikrini özellikle öne çıkardı; aynı hatta “müsteşarlık” gibi kurumsal hafızayı taşıyan yapıların yeniden düşünülmesi gerektiğini de vurguladı.
Bu yaklaşım, partiye dışarıdan bakan biri için şunu anlatıyor: Slogan değil, kurum tasarımı konuşmak istiyorlar. Bu başlıkların, Yalçın’ın daha önceki açıklamalarında da “yarı başkanlık” tartışmasıyla birlikte ele alındığı görülüyor.
Sohbeti yalnızca “sistem” tartışmasına sıkıştırmamak gerek. Anahtar Parti’nin resmi programında ekonomi tarafında nitelikli sürdürülebilir kapsayıcı büyüme, yerel bölgesel kalkınmayı teşvik, gelir eşitsizliğini azaltma ve yoksullukla mücadele gibi başlıklar açık biçimde yer alıyor.
Yani mesele yalnızca “yönetim modeli” değil; aynı zamanda “nasıl bir kalkınma, nasıl bir paylaşım?” sorusuna da cevap üretme iddiası var.
Özellikle bir başlık var ki, Yalçın’ın anlattıklarıyla parti dokümanlarının örtüştüğü alanı gösteriyor: Devlet Planlama Teşkilatı’nın (DPT) yeniden etkin kılınması. Partinin bu konuda yayımladığı raporda, DPT’nin yeniden kurulmasıyla uzun vadeli planlama kapasitesinin güçlendirilmesi, veri odaklı ve şeffaf bir planlama mekanizması kurulması ve kurumsal koordinasyonun toparlanması hedefleri anlatılıyor.
Türkiye’nin “günü kurtaran” hamlelerle değil, orta uzun vadeli akılla nefes alabileceğini düşünen herkes için bu vurgu kayda değer.
Elbette işin bir de sahaya bakan yüzü var.
Bursa özelinde konuşursak, ziyaretin yerel ayağında gözler ister istemez İl Başkanı Fikret Aslan’ın sahadaki çizgisine çevriliyor. Sohbet boyunca “teşkilat” tarafında öne çıkan isim oydu.
Benim gözlemim (ve Bursa’da siyaseti takip edenlerin sıkça söylediği) şu: Aslan’ın ufku geniş, dili görece sakin, temas kanalları açık bir profil çizdiği konuşuluyor.
Üstelik kendisi Bursa’da yaşayan, sivil toplum tarafında da geçmişi olan bir isim; resmi özgeçmişinde de çeşitli STK’larda yöneticilik yaptığı bilgisi yer alıyor.
Aslan için iletişimi güçlü, “genel siyaset” cümlesini bile bir şekilde Bursa’nın sorunlarına bağlayan bir profil.
Dahası, sahada görünürlüğü yüksek bir isim. Bugün Bursa’da seçmenle temasın kıymeti hala çok büyük; mahalleye girip çıkmak, esnafın elini sıkmak, dert dinlemek.
Bu açıdan Aslan’ın sürekli sahada dolaştığı, vatandaşlarla temas kurduğu ve parti çalışmasını bu temas üzerinden büyütmeye çalıştığı görmek mümkün.
Sahada dolaşmanın, esnafın elini sıkmanın, mahalleye girip çıkmanın “siyasette hala en kıymetli veri toplama yöntemi” olduğu bir dönemdeyiz.
Bursa gibi siyasi rekabetin sert ama aynı zamanda “kişisel güven” üzerinden de yürüdüğü bir şehirde, sevilen ve sayılan bir isim olmanın karşılığı sandık gününde daha net ortaya çıkar. Aslan’ın bugünlerde Bursa’da iyi bir intiba bıraktığı ve sahada “karşılığı olan” isimlerden biri olarak anıldığı bilinen bir gerçek.
Yine de burada bir parantez açmak gerekiyor: Yeni partilerde ilk dönem, çoğu zaman “heyecan” ile “sürdürülebilirlik” arasındaki ince çizgidir. Bir yıl içinde teşkilatlanma, görünürlük, yeni bir dil kurma…
Anahtar Parti’nin anlattıkları ve program dokümanlarında görünen yönelim, umut verici bir tablo çiziyor: Kurumsal restorasyon, planlama aklı, adil paylaşım, yerel kalkınma… Ama siyasette “umut” tek başına yetmiyor; onu taşıyacak dil, kadro, disiplin ve süreklilik gerekiyor.
Bu nedenle ben bu tabloya “ihtiyatlı bir iyimserlikle” bakıyorum: Evet, konuşmalar umut verici; ama asıl fotoğrafı ilerleyen süreçte göreceğiz.
Biz de yakından takip edeceğiz.




