Çok Kirlendik, Çok.

Bu kir topraktan değil.
Bu kir çamurdan değil.
Bu kir, elinizin, yüzünüzün, alnınızda kuruyan emeğinizin kiri değil.
İffetin kiri.
Namusun kiri.
Onursuzluğun kiri.
Ahlaksızlığın kiri.
Hayasızlığın kiri.
Hırsızlığın kiri.
Hiçbir yağmur arındırmaz artık.
Zemzem suyu temizlemez artık gırtlağınızdan geçen haramı.
Kâbe’nin etrafında dönen ebabiller utandı,
sizin kutsalı stüdyoya çevirip çirkin paylaşımlar yapmanızdan.
Tecavüze uğrayıp ölen bebeklerin emdiği sütü,
burnunda kirlettiniz.
Oyuncakla oynayacağı yaştaki çocukları,
kendinize oyuncak ettiniz.
Gelinlik hayali kuran genç kızları ölüme sürükleyenler,
tabuta gelinlik giydirdiniz.
Eli öpülesi, hayat mücadelesi veren anneleri,
çocuklarının gözleri önünde hiç acımadan kıydınız.
Sırf sizlerin arzularına “evet” demediği için,
merhamet etmeden kıydınız insanlara.
Askere gitmemiş gençleri, deli kanlıları,
“Niçin yan baktın?” diyerek sonsuza dek dünyasını kararttınız.
Zorla tecavüz ettiniz.
Zorla evlendirdiniz.
Komşu kızına yan bakamazken,
öz evladınıza nasıl salyalarınızı akıttınız!
Sizin Allah’ınız yok mu?
Sizin dininiz, imanınız yok mu?
Hiç mi korkmuyorsunuz Allah’tan?
Adlarınızı yazsam destan olur.
Hayatlarını yazsam roman olur.
Peki bütün bu çirkinlikleri yapanlar?
Bütün bunlara susanlar?..
Peygamberimiz’in “Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır.” şeklindeki hadisi, tam da sabrın haram olan kısmını ifade ediyor. Alimlerin serdarı Hz. Ali, “Haksızlık önünde eğilmeyiniz; çünkü hakkınızla beraber şerefinizi de kaybedersiniz.” derken, şerefli bir insanın takınması gereken tavrı tarif ediyordu.
Tabii, susmadığımız yerler de var.
Şeriat gelsin.
Gelsin mi?
Gelsin, tabii, gelsin.
Peki ne fark edecek?
İşledikleri suçları başkalarının üzerine yıkmaktan vaz mı geçecekler?
KADER ve KAZA mı diyeceğiz?
Ben denizi izlerken aklımdan bir sürü şey gelip geçti az önce.
Ne çok doluymuşum meğer.
Bu söylediklerim, denizde bir damla bile değil.
Dalga dalga kabaran denize yansıdı, ölen masumların kanayan gözleri.
Sonra ne mi oldu?
Sazanlar sağa sola kaçışmaya başladılar.
Senin partin.
Benim partim.
Senin şeyhin.
Benim hocam derken…
Çay bahçesindeki televizyonun sesi yankılandı vicdanımda:
İsrail.
Bombaladı, olmadı.
İşkence yaptı.
Öldürdü.
Tecavüz etti.
Organlarını, derilerini aldı.
Sattı.
Topraklarına, evlerine el koydu, olmadı.
Durduramadı hiçbir şey ve ülkeler.
Ve yetmedi.
İsrail, Filistin ve esirler için idam yasasını çıkardığını şampanya ile kutlayarak açıkladı.
Yıkıldım.
Ama umudumu hiç yitirmedim.
İran, “Siz idam ederseniz, biz de ederiz.” dedi.
Sahi, ne diyecektim?
Ne diyecektim?
Ne ben yazacaktım?..
CHP’li Görele Belediye Başkanı Hasbi Dede’nin taciz ettiği 16 yaşındaki Tuana T., kendisine çarpan araç sonrası kaldırıldığı hastanede hayatını kaybetti. Kazaya karışan sürücü Adem Hasbaş’ın çalıştığı iş yerinin sahibinin, Hasbi Dede’nin eski eniştesi Osman Akkoyun.
Tamam, bu haberdi ama bir şey daha vardı aklımda.
Allah insanın aklını, vicdanını almasın;
ne yapacağı belli olmuyor işte.
Zirve, bazılarının başını döndürüyor.
Rüzgâr yapınca eserikli oluyorlar.
Aklıma gelince diğer haberi yazacağım, sevgili okurlarım.
Napayım, gündeme yetişmek için HIZIR olmak gerekiyor.
Nerede öyle kerametler…
Sağlıcakla kalınız.
Evlatlarınıza sahip çıkın lütfen.
Hiç acımıyorlar, bakmıyorlar gözyaşlarına.
M. DEV




