Fakirin Halinden Fakirler Anlar

İftara davetliydim dün akşam.
Ooooo…
Yemek masasında bir kuş sütü eksikti.
Haydariye köyünden manda yoğurdu.
Medine’den hurma.
Fıstıklı, tarçınlı, kuş üzümlü içli pilav…
Daha neler neler*
Dedim ya… Bir kuş sütü eksik.
O da ANKA…
Onun da nesli tükendi.
Hani oruç, fakirin halinden anlamak ya…
Emekli arkadaşlarla toplandık.
Masayı görünce ben;
Dedim ki: “Kız, bu ne?”
Bütün kızlar, toplanalım bu akşam iftar sofrasında Allah ne verdiyse, dedik.
“Onlar” dediler.
Allah verdiyse sorun yok.
Dedik biz de “onlara”.
Herkes yiyecek ve içeceklerini evinden getirince, tuzluğu koyacak yer kalmadı masada.
Hatta alt-üst komşuya “Tuz kokmuştur” niyetine birer batak…
Topladık, telefonlarınızı; fotoğraf çekmek yasak dedik.
Hiçbir sanalda paylaşılmayacak!
“Neden?” diye sordu birileri.
Üç kuruş emekli maaşı alıyorsunuz, sonra çıkar birileri…
“Hadsizler!”
“Şükürsüzler.”
“Nankörler.”
“Garipler.”
“Yasal Hırsızlar.”
Aman ALLAH korusun…
Bir de aldığımız para göze, nazara gelir.
Ağzımı açıp bir şey söylediğimde;
Çıkar cep telefonunu “göreyim” falan yani.
En büyük tepkiyi de Almanya’da, “AVRUPA”’da yaşayan “bazı” TÜRK’lerden görüyoruz.
“Biz de burada açız, Almanya çok kötü” battı…
Gibisinden yani.
Bizi kıskanıyorlar işte…
Bir ara keyfimiz kaçar gibi oldu.
“Ya kızlar, o kadar da karamsar olmayın; çıkıp arada bir de olsa helallik istiyorlar.” dedi gözleri dolu dolu arkadaş.
Bir anda duygusala bağlandığını anlayınca ortamın…
Sesler yükseldi yemek salonunda.
Hiçttt…
Hop, ne oluyoruz? Bir kendinize gelin yahu, dedik.
Gündemi değiştirmeyin; alt tarafı oruç açıp çaylarımızı içeceğiz.
Gülüştüler.
7 kişiden bir tek ben oruçluymuşum.
Bir de beraberimde getirdiğim fotoğrafçı ve kameramancı kardeş.
Masada yemedim.
Şöyle güzelce yer sofrası, pide, birkaç tabak…
Çatal bıçak…
Arka fonda benim yapay zekâyla yapılmış, kitap okuyormuş gibi fotoğrafım.
Ev yerden ısıtmalı.
Şükür ALLAH’a, gittiğim yerde ısıtıyorum…
Olsun ama sobalı evin hali bambaşka arkadaş.
Kuzine soba içinde kol böreği.
Tam karşısında kocaman televizyon…
Arkadaşlar:
“Hayırdır, sen ne yapıyorsun, iyi misin? Oruç başına mı vurdu?” dediler.
Hayır, gayet iyiyim.
Yer sofrası ne?
Fakir edebiyatı yapıyorum.
Koskoca YAZAR, şu kurduğunuz masada iftar yapsam ne derim eş, dost, akrabalarıma?
Hasbelkader şöhret falan olursam paylaşacaksınız değil mi?
Önlem alıyorum, dedim.
Caddenin girişindeki BİLLBOARD’u…
İftar soframızı, iftihar soframızı paylaşsak mı?
Şeytanın aklına gelemez, öyle değil mi?
Hatta 11 pare top atışı güzeldir bizim gelenek ve göreneklerimiz üstelik.
Mehteran karşılasa kapıda…
Minarelerde anons edilse ne olacak?
Bütün gazeteler bahsetse…
Hatta TİME…
Oluyor işte, iftara birkaç saat kala böyle haller.
Aç tavuk kendini buğday ambarında zannediyor.
Hist kızlar, baklavayı bitirmeyin; diyetteyim.
Fırına pide almaya kim gidiyor?
Benimki tam buğday olsun.
Saçmalıyorum bazen.
Birkaç saat içinde açlık, susuzluk böyle insanın beynini bulandırıyorsa…
Galiba fakirin halinden anladım.
Neyse sevgili okurlarım…
Allah oruçlarınızı kabul etsin inşallah.
Fakirin halinden fakirler anlar.
Çünkü…
SEVENİN halinden SEVENLER anlamıyor artık.
Burada NİYET çok önemli.
NİYET…
Sevgiyle kalın.
Şimdi diyeceksiniz ki?
Sevgi karın doyurmuyor.
Aman canım, size de yaranılmıyor.
Şaka şaka…
Bir de helallik iste dur.
İftar sofralarınız bereketlensin.
M & DEV




