Gücün Bittiği Yer.

Küresel satranç tahtasında işler değişti.
Hem de öyle böyle değil…

Artık taşlar, alıştığımız kurallarla ilerlemiyor.
Ezber bozan bir dönemin içindeyiz.

Bu bir kriz değil.
Bu, bir kırılma anı.

Gözler Washington’a çevrilmişti.
Ve o “erteleme” kararı geldi.

Resmi açıklama ne?
“Taktiksel mola… Planlar gözden geçiriliyor…”

Peki gerçekte ne?

Açık söyleyelim:
Bu, gücün sınıra dayanmasıdır.
Bir nevi… kontrollü geri adım.

Ve işin bir de adı konulmayan tarafı var…

Hadi açık konuşalım:

Donald Trump, İran’ı planladığı gibi “hızlı ve temiz” bir operasyonla harcayamayacağını gördü.
Bunu gördüğü anda da frene bastı.

O “5 günlük erteleme” var ya…
İşte o karar…

Resmi anlatıldığı gibi bir taktik mola falan değil.

Bu, sahadaki gerçekliğin duvara çarpmasıdır.

Bir başka gerçek daha var.

Herkesin bildiği ama kimsenin yüksek sesle söylemediği…

İsrail’in bastırması.

Evet…
İsrail uzun süredir ABD’yi daha sert bir hatta çekmeye çalışıyor.
Savaşı büyütmek, işi kökünden bitirmek istiyor.

Ama…

Masadaki hesap…

Sahaya uymadı.

Çünkü kağıt üzerinde çizilen o senaryo ile sahadaki gerçek aynı değil.

İran Devleti dediğin şey…

Haritada işaretlenip “vur geç” denilecek bir hedef değil.
Kolay lokma hiç değil.

Ve en önemlisi:

Bu savaş başlarsa, nerede biteceğini kimse bilmiyor.

Beş gün…
Kulağa kısa geliyor, değil mi?

Ama uluslararası siyasette bazen beş saat bile yeter dengeleri değiştirmeye.

O sürede arka kapılarda dönen diplomasi şunu söylüyor:
Sahada güç azaldıkça, masa güçlenir.

Bu kadar basit.

Artık eski denklem işlemiyor:

“Düğmeye bas…
Havadan vur…
Ablukaya al…
Diz çöktür…”

Bitti.

Bu formül, Ortadoğu’nun sert gerçeklerine çarptı.
Ve parçalandı.

Çünkü karşılarındaki dünya değişti.

Tek kutuplu düzen yok artık.
Her hamlenin bir karşı hamlesi var.
Her baskının bir direnci.

İran meselesi de bunun özeti.

Yukarıdan bomba yağdırarak
binlerce yıllık bir devlet aklını teslim alacağını sanmak…

Kusura bakmayın ama
bu, bir hayal.

Gerçek şu:
Kesin sonuç için kara gücü gerekir.

Ama…

O kara gücünün batacağı yer bir bataklık.
Ve o bataklığın faturası…

Ekonomik olarak ağır,
siyasi olarak yıkıcı.

Kimse o bedeli ödemek istemiyor.

İşte çıkmaz tam burada.

Bir tarafta:
“Güçlü devlet” imajı verme zorunluluğu

Diğer tarafta:
Tetiğe basıldığı anda başlayacak zincirleme kaos

Hürmüz…
Enerji hatları…
Kırılgan piyasalar…
Dağılmaya hazır tedarik zincirleri…

Atılan her adım artık sadece askeri değil.

Trilyon dolarlık bir kumar.

Ve yavaş yavaş gerçek ortaya çıkıyor:

Korku siyaseti iflas ediyor.

Eskiden korkutarak yönetmek işe yarıyordu.
Şimdi?

Bir noktadan sonra korku, itaat üretmiyor.
Aksine…

Direniş üretiyor.

Hem de daha sert, daha yıkıcı.

Bugünün dünyası farklı.

Toplumlar daha bilinçli.
Devletler daha hesaplı.
İttifaklar daha esnek.

Ve bu durum…

En güçlü orduların bile hareket alanını daraltıyor.

Milim milim…

O yüzden o “erteleme” kararı…

Bir zayıflık mı?
Belki değil.

Ama kesinlikle şunun kabulü:

Sınırlar var.
Ve o sınırlara gelindi.

Velhasıl…

Artık hiçbir yerde
hiç kimse için
kolay ve ucuz zafer yok.

Savaşı başlatmak mı?

Birkaç saniye…

Ama o yangını kontrol etmek?

İşte orası…

Artık kimsenin gücünün yetmediği yer.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu