“Hiç Bir Şeyi” Unutmadık Unutmayacağız Unutturamazsınız.

Her sabah uyanır uyanmaz bir şeyler kazınır zihinlerimize. Bismillah demeden güne ve hangisini kaleme alacağımızı şaşırırız. Akıl almaz, beyin kaldırmaz, kalp dayanmaz duyduklarımıza.
Epstein dosyaları ortaya çıkınca bu kadar çocuk tacizleri, insan eti yemek, bebek kanı akıtılıp içmek… Ama Allah’ım!
Bir kaç yazıp yazıp “şimdi doğru olamaz, bu olmamalı, böyle bir şey…” dedim. Kendimi bile inandıramadım. Benim kalemimin neyi eksik; benim de bu davada bir kaç damla mürekkebim aksın dedi.
Dakika başı akıl almayacak, mide kaldırmayacak fotoğraflar, haberler, makaleler dönüp duruyordu etrafta. Sanalda yalan yanlış hikayeler, asılsız paylaşımlar servis ediliyor. Saçma sapan paylaşımlar sayesinde gerçeklerin üzeri örtülüyor.
En az Epstein kadar yara açan ve Türk halkını yaralayan, büyük kayıplar verdiğimiz 6 Şubat olmasının günün anısına mürekkep akıtmak istedim ben.
Nereden nasıl başlayacağımı bilemedim.
Acımız dün gibi ve hâlâ içimiz kan ağlıyor.
Göçük altında kalıp ölenler.
Günler sonra göçük altından çıkarılanlar.
Babasının elini tutarak yaşama tutunmaya çalışan güzel kızımızla o babayı unutmadı.
Hiç birisini unutmadık bizler.
Kazıdık akıllarımıza.
Çıkarılamayan cesetlerden bile umut bekleyen aileler var.
Şu anda daha ciddi bir sorunla karşı karşıyayız.
Kayıp çocuklar nerede?
Ve Depremzede kız çocuğu nasıl Hollanda’ya gitti?
Akıllarda deli sorular: “Epstein olabilir mi?”
Günlerdir ülkemizdeki anneler huzursuz; hatta dünyanın huzurunu kaçıran “Epstein adasında yaşananların” ortaya çıkmasıyla bir kâbusun içinde bulduk kendimizi.
Özellikle çocukları kaybolan anneler.
Hastanelerde öldü deyip de cenazesini alamayan aileleri aldı bir korku.
Diyeceksiniz ki depremlerle ne alaka.
Yok demeyeceksiniz buna, eminim.
Yürekler ağızlarda geziyoruz her an.
Bugün güne zihinlerimize kazınacak bir haberle daha uyandık.
Kızılay Kocaeli Şube Başkanı İbrahim Pay, “6 Şubat depremlerinde çadır satılmasıyla ilgili soruya: ‘Belki de bilimsel olarak doğru olan o çadırların satılmasıydı.’ dedi.
“İlk 72 saat her afetzedenin kendine yetebilmesi gerekiyor. Bu kurum 168 yıllık bir kurum. Bizler gelip geçiciyiz.”
Çok haklısınız, “Bizler geçiciyiz” diye ifade etmiş İbrahim bey.
Çok haklı; “göçücüyüz” tabiri caizse öbür tarafa…
İnananlar için Cennet, Cehennem diye bir yer var; ayetlerde sabit kılınmış.
Affedilmeyen bir de kul hakları.
Ne demek “kendine yetebilmek”?
Ne demek insanların yardımlarıyla alınan çadırları satmak?
Yardım kuruluşları bugünler için değil mi?
Çoluk çocuk, bebekler, yaşlılar soğuktan ne kadar kendilerine yetebilirler söyler misiniz?
Yetemediğiniz için değil, yetinmediğiniz için mi satıldı çadırlar?
Biz dünyanın her yerine afet bölgelerine yardım etmiş büyük, güçlü bir devlet ve çok yüce, merhametli bir milletiz bizler. İnsanlar canlarını, mallarını, sevdiklerini kaybetmiş; ortalık mahşer yeri… Ve o mahşer yerlerinde hâlen deprem bölgesinde 360 bin 455 kişinin konteynerlerde yaşıyor olması üzücü.
Bugün bu sözlerle bir kez daha yıkıldı kalbimizin evleri.
Rahman tekrarını yaşatmasın, İnşallah diyorum.
Ve Bir DEVLET
Bir MİLLET her zaman içerden yıkılır demiş atalarımız.
Yıktın perdeyi eyledin vira, varayım sahibine haber vereyim helam.
Sevgiyle kalın.
Anneler, çocuklarınıza sahip çıkın; bu konuya değineceğim en kısa zamanda.
M& DEV.




