Ramazan Ne Kadar Hoş Geldi?

Her yıl “Nerede o eski Ramazanlar” diye başlarız söze hep…
Tam da zamanı…
Ve bugün Ramazan-ı Şerif’in ilk günü.
İslam âlemine hayırlara vesile olur inşallah.
Barış, bereket, merhamet ve sevgiyle gelmesi büyük duamız.
Etiket fiyatlarındaki artışlara bakılınca…
Bayağı bir bereketli geldi.
Heyyy! Maşallah…
Gümbür gümbür!
Gümbür gümbür derken Ramazan davulundan bahsetmiyorum…
Gelen zamlar, fiyat artışlarından bahsediyorum.
Mübarek ayda bari elinizi merhametli alıştırın.
Hiç değilse bir ay…
Fakir fukara, garip gurebanın eline sıkıştırdığınız koli,
günahlarınıza ne kadar kefaret olur belki…
Allah rızası için yahu…
Bir ay insanların iftar ve sahur sofraları şenlensin hiç değilse.
Eski Ramazanlar…
Ama ben söze böyle “Ah nerede o eski Ramazanlar” diye başlamak,
ballandıra ballandıra anlatmak istiyordum.
Aslında nereden başlayacağımı da bilmiyorum.
Alta tükürsem bıyık…
Üste tükürsem sakal…
Yüzüne tükürsem “Yarabbi şükür” diyecek insanlar var.
Yok öyle değil di ya!
Var bir terslik… Karıştırdım yine. Neyse, takılmayın sizler sakala bıyığa.
Gündem çok çabuk değişiyor.
On bir ayın sultanı gidene kadar
çok etiketlerin üzerine cızık atarlar.
Sonra o köprünün altından çok…
İnğ…
Pardon… çok sular akar ve siz üzerine bir bardak su içersiniz.
O da kısmet olursa…
Çünkü o Ramazanlar gelmeyeceği için sayıklamayı bıraksak mı artık?
O güzel insanları çok zor buluruz.
Diyojen’in fenerinin ışıkları
çok haklı olduğunun göstergesidir belki de bugünler.
İnsanlar…
Ya da insan sandıklarımız…
Yok işte yok!
Helal süt emmiş insan evladı da yok!
Var mıdır?
Az da olsa kalmıştır kıyıda köşede… öyle değil mi?
Kalmış mıdır?
Kalmıştır.
Allah’tan korkan…
kuldan utanıp haya duyan…
haramdan, ateşten korkar gibi korkan…
Öyle güzel esnafların ne kadarı var aramızda?
Ramazan geldi deyip de dakikada bir
etiketlerin üzerlerinde insanların rızkıyla oynamayan…
Mahalle aralarında açılan iftar sofraları mesela…
“Kokmuştur, kokusu komşuya gitmiştir” deyip
elinde tabak çat kapı…
“Bunu size annem yolladı” gibi…
“Bazı” zenginler kapısının eşiğinden sokmayıp,
tenezzül edip ailesinin yedirip içirmediği
tarihi geçmiş, böceklenmiş ürünler yoktu mesela.
Yoğurdun kaymağını bıçakla kesebilen var mı içinizde?
Süte su katılmamış mesela…
Geçtim serden sudan…
Süt tozu gibi…
Mis kokan tereyağı mesela…
Patates nişastası gibi…
Kasap amcaların kıyma makinesinde çektiği etten
şüphemiz yoktu mesela.
At mı?
Eşek mi?
Yoksa domuz mu?
Aslında herkes sütten çıkmış ak kaşık olamıyor işte.
Bütün suç domuzda mı mesela?
Domuz demişken…
ATV’de aynı çatı altında izlenen…
Gerçi ben izlemedim de…
Aslında izlenmeyecek o kadar çok şey var ki…
Sabah, öğle kuşağında…
Bir de ahlaki değerleri hiçe sayan diziler…
Dindar ailelere yemek masasında domuz servis etmek gibi…
Mübarek Ramazana girerken
kandiller değil, fitiller ateşleniyor
insanların sinir uçlarına dokunarak.
Peki ama neden?
Başörtüsü Hülya’ya yakıştı mı, yakışmadı mı…
1 ay bunu dinledik.
Yakışıp yakışmadı mı bilemem de…
Kulağına küpe olan küpeler, başörtüsünden taşmış.
Ben en çok ona takıldım.
Kaç kişi böyle başörtüsü bağlar?
Konu domuzdu değil mi?
Saptırmayalım…
Domuz…
Dünyanın pek çok yerinde gayrimüslim bir sürü arkadaşım var
ve çok masalarda yiyip içtik…
Hatta benim için özel iftar masası kurdular…
Ama hiçbiri böyle ucube bir davranışta bulunmadı.
Hatta kendileri benim etimi aynı barbeküde yapmamışlardır.
Çünkü arkadaşlarımın dertleri reyting, para falan değil de ondan.
Senaryo yazarını, yönetmeni, yapımcıyı
şimdiden reyting endişesi sarmış olacak ki
Müslümanların manevi değerlerine, maneviyatlarına
donduruverdi kalemini.
Sofralarımıza almamışızdır…
Aşikâr yememişizdir pek çoğumuz,
lakin bilmeden yemişizdir belki de domuz…
Salam, sucuk, pastırma, sosis vs…
Yediğimiz gıdalarda domuz var mı yok mu bilemem ama
pek çok şeyde insan sağlığını etkileyecek olan
birçok hastalığa sebebiyet veren
ve kat kat artan fiyatlar…
Tatlılar ve tatlı şurupları…
Baharat karışımları…
Zehir saçan ürünlerle karşı karşıyayız.
Rica etsek hacılarımızdan, hocalarımızdan, imamlarımızdan…
Bir ay boyunca iftar ve sahur programı yapan yapımcılardan…
Kul haklarından bahsetseler mesela…
Hani dilinizin ucuna gelip de söylemeye korktuğunuz
Yetim, Öksüz, Dul, Kul ve de sessiz kullar var…
derdini anlatamayan…
Şöyle ekranlarda anlatsanız diyorum.
Hz. Ömer’in adaletinden…
Üç hurma ki hırka… Kutlu Peygamberlerden…
Bunlardan bahsederken çok uçlarda yaşayınca samimi olmuyor.
Fakir Peygamberin hayatını anlatırken çok zengin yaşamak gibi.
Domuz eti yemek Allah katında haram olduğunu biliyoruz.
Sadece domuz yemek mi haram?
Peki ya kul hakkı?
Rahman’ın katında ve vebali nedir?
Mazlumun ahı gibi…
Nereden nereye geldik…
Eski Ramazanlardan…
Şimdiki Ramazanlara…
Minarelerde “Hoş Geldin Ey Şehri Ramazan” yazıyor ya…
Peki “Çok hoş buldum sizleri” diyecek mi?
Diyojen’in elindeki fenerle arayıp bulamadığı insanları
kalplerinizde yakan kandillerle bulmak dileğiyle…
Hayırlı iftarlar dilerken
iftar ve sahurun heyecanı sarsın kalplerinizi.
M& DEV




