Yıldırım’ın Dönüşümü: Üçüncü Sayfadan Dirençli Geleceğe

Yıldırım denince…
Bir dönem akla ilk gelen şey çarpık yapılaşma, kontrolsüz göç, kalabalıklaşma ve maalesef üçüncü sayfalara taşınan olaylardı.
Uyuşturucu, hırsızlık, asayiş…
Bunları inkar ederek “itibarı hep iyiydi” demek, Yıldırım’a da gerçeğe de haksızlık olur.
Ama bunların hepsi artık geride kaldı, şehirler de insanlar gibi…
Bir noktadan sonra “bu böyle gitmez” der.
Ve o kırılma anı, çoğu zaman yerel yönetimlerin iradesiyle başlar.
Yıldırım’da o irade nerede görünür oldu?
“Bu ilçe kötü olaylarla anılmayacak” kararlılığıyla…
Yıldırım Belediye Başkanı Oktay Yılmaz’ın anlattığı çerçeve şu: Önce güvenlik, sonra şehircilik.
Önce asayişin güçlendirilmesi, emniyetle koordinasyon…
Ardından “mesele sadece suçla mücadele değil” diyerek kentsel dönüşümün düğmesine basmak.
Kentsel dönüşüm kolay iş değil.
Bir bina yıkıp yenisini yapmak değil sadece.
Kapı kapı dolaşmak var.
İtirazı olanla konuşmak var.
Güveni tesis etmek var.
Aylar süren pazarlıklar, toplantılar, ikna süreçleri var.
En önemlisi de şu var:
Riskli yapı stokunu azaltmadan, şehir güvenli olmaz.
Çünkü deprem gerçeği kapıda değil…
Zaten hayatımızın içinde.

Tam da bu yüzden, Bursa’da yapılan çalıştay bir toplantıdan fazlası.
Bursa Belediyeler Birliği Başkanı Oktay Yılmaz’ın ev sahipliğinde ve İl AFAD’ın birlikte düzenlediği “Bursa İRAP 2027-2032 Afet Risk Azaltma Çalıştayı”…
İki günlük bir program.
Ama hedefi, iki günlük değil.
Şehrin önümüzdeki 5 yılını daha güvenli kılacak bir yol haritasına katkı sunmak.
Bursa İRAP 2027-2032 Afet Risk Azaltma Çalıştayı nedir?
Ondan kısaca bahsedelim…
Bu çalıştayın özü şu:
Bursa’nın 2027-2032 döneminde afetlere karşı daha hazırlıklı olması için
ortak bir yol haritası çıkarmak.

Başkan Yılmaz’ın konuşmasının omurgası çok açık:
Afet deyince sadece “olduktan sonra müdahale”ye bakarsanız…
Geç kalırsınız.
Asıl olan, olmadan önce riskleri tespit etmek, önceliklendirmek ve sistematik biçimde azaltmak.
Üstelik tehditler sadece deprem değil.
İklim değişikliğiyle büyüyen sel riski, heyelan, orman yangınları…
Bir de insan eliyle gelen tehlikeler var:
Sanayi kazaları, kimyasal sızıntılar…
Yani şehir dediğiniz şey, artık tek bir başlıktan yönetilmiyor.

Peki Yıldırım ne yapmış, ne yapıyor?
Yılmaz’ın verdiği tabloya göre;
2019’dan bu yana 23 mahallede 168 hektarlık alanda planlama ve dönüşüm çalışması yürütülüyor.
Yıldırım Belediyesinin doğrudan yaptığı 16 dönüşüm noktası var.
Buna ek olarak özel sektör eliyle ilerleyen 33 farklı dönüşüm alanına destek verildiğini söylüyor.
Bir sloganı var:
“Yıldırım’da büyük düşünüyor, büyük dönüşüyoruz.”
Sloganı sevip sevmemek ayrı konu.
Ama şehircilikte önemli olan slogan değil…
Sahanın değişip değişmediği.
Rakam da paylaşıyor Yılmaz.
“Bugüne kadar yaklaşık 7.500 bağımsız birim ilçeye kazandırıldı” diyor.
Hedefi daha iddialı koyuyor:
2029’a kadar 30 bin bağımsız birim.
Bu, sadece inşaat hedefi değil.
Bu, aynı zamanda risk azaltma hedefi.
Çünkü dönüşümün özü şu:
Çarpık yapılaşmayı azalt, dayanıklı yapı üret, yaşam kalitesini yükselt.
Afete hazırlık tarafında da somut adımlar sayıyor.
Mesela…
Yeni yapılacak binalarda 50 bağımsız bölüm ve üzeri projelerde “afet ve acil durum konteyneri” zorunluluğu.
Bir diğer başlık:
Muhtarlarla ve AFAD’la birlikte mahallelerde afet gönüllüleri oluşturmak…
Eğitimler, tatbikatlar, farkındalık çalışmaları.
İletişim için de dikkat çekici bir uygulama:
Türkiye’de ilk kez tüm muhtarlara telsiz dağıtımıyla afet anında kesintisiz iletişim hedefi.

Başkan Oktay Yılmaz şunu da ekliyor:
Kapalı pazar alanları ve kent parkları, afet anında ihtiyaçlara cevap verecek altyapıyla güçlendiriliyor.
Bir de su taşkını meselesi…
Yılmaz, Deliçay üzerinde yaklaşık 4 kilometrelik dere ıslahı yapıldığını söylüyor.
Bursa gibi yağış rejimi değişen şehirlerde bu, gözden kaçmaması gereken bir ayrıntı.
Çünkü artık “yağmur yağdı” değil…
Bir saatte bir aylık yağış konuşuyoruz.
Buradan çıkacak sonuç şu:
Yıldırım’ın geçmişteki ağır imajını sadece “algı” diyerek silemezsiniz.
Ama doğru bir hatta ilerlerseniz…
O algı zamanla kırılır.
Şehir, kendini yeniden anlatmaya başlar.
Bugün Yıldırım’da anlatılmak istenen hikaye şu:
Güvenlik + dönüşüm + afetlere hazırlık.
Elbette her dönüşümün bir şartı var:
Şeffaflık.
Adalet duygusu.
Mahalleliyi sürecin öznesi yapmak.
Bunlar zayıflarsa…
En iyi proje bile sahada karşılık bulmaz.
Ama sahadaki irade güçlü olursa…
Yıldırım’da görünen o ki bu irade yakalanmış.
Hatta daha önemlisi…
Halkta da o güvenin yerleşmeye başladığı hissediliyor.
Yıldırım gibi zor bir ilçede bile tablo değişiyorsa…
Bu, sahadaki iradenin karşılık bulduğunu gösterir.
Ve değişim, en çok da şurada görünür:
İnsanlar “kaçıp gitmeyi” değil…
“orada kalıp kök salmayı” konuşmaya başlamışsa işlem tamam demektir.




