UYANDIĞIMIZDA ÇOK GEÇ OLABİLİR “mi”

Aynı isim.
Aynı şehir.
Aynı gün.
İki Fatma’mızı Nur’a yolladık.
Bir de dünya tatlısı kız evladı.
Peki neden?
Neden koruyamadık!
Nasıl, iyi mi böyle?
Eğitimde gelinen nokta.
Günlerce, aylarca sesini, feryadını duyurmak istedi.
Evladını, kendisini korumak için elinden gelen ne varsa yaptı.
Peki başka kim yaptı elinden geleni?
Hani bir söz vardır; İyilik yap denize at, balık bilmezse Hâlık bilir.
Denize atılan bir iyilik değildi.
Anne ve 8 yaşındaki gözünden sakındığı evladıydı.
Şahidin ifadesi sizce inandırıcı mıydı?
“Geçiyordum, otururken gördüm; sonra denize attı kendisini ve sonra kız attı.”
Hiç doğal durmuyordu anlatılanlar.
O da sorguya alınmalı ki alınacağına inanıyorum.
Neden mi? İşte annenin beyanı:
Kur’an’a Hizmet Vakfı’nın il olayı olmadığını söyleniyor.
Anne ve çocuğunun taciz edilmesini, kendi evladına da cinsel tacizde bulunan babadan şikâyetçi olan anne Fatmanur Çelik şikâyetçi oldu ancak dosya kapatıldı.
Ve acı son: Zeytinburnu sahilinde iki cansız beden.
Hayatın ağır darbesini, senaryosunu yazanlara adalet nasıl tecelli edecek; bekleyip göreceğiz.
Anne her fırsatta dillendirerek korkularını, endişeli bakışlarını siyah peçesinin altına gizleyememişti; çünkü o bir anneydi… ifade etmeye çalıştı:
“Bugün başıma bir şey gelse bile belki aylar sonra fark edilecek çünkü hiç kimsem yok.”
“Belki de üzeri ‘İNTİHARLA’ örtülecek.”
“Kamuoyuna şunu söylemek istiyorum; şu aşamada benim intiharım söz konusu değildir.”
“Çünkü ADALET nöbetindeyim.”
“Eğer ki başıma bir şey gelirse güvenliğimden de şüphe duyuyorum.”
“Çünkü bu VAKIF ve beni korumayanlardır sorumlusu.”
“Üzerini İNTİHARLA örtülmesini istemiyorum.”
“Çocuğumun elimden alınmasını istemiyorum. Yıllardır bu çocuk için mücadele veriyorum.”
Ben kısa kestim… anlattıkları kan dondurucuydu.
Peki ben bir vatandaş olarak soruyorum.
Bu arada yetkililer ne yaptılar diye sormuyorum; zaten Fatmanur soruyor.
“Soruyorum ben, Türk Devleti’ne, kamuoyuna: Bu faili kim koruyor ve neden hâlâ dışarıda?”
“Soruyorum her fırsatta Hz. Ömer’in bahsedenlere?”
Hani deriz ya hep, eğitim şart.
“Bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olurum”
Hz. Ali bu güzel sözleriyle eğitimin ne kadar önemli olduğunu işaret etmiyor mu sizce?
Kölesi olmak ile katili olmak arasındaki farkı anlayamayan öğrenci; bir öğretmenimizin kanına kalem tutması gerekirken sırtından bıçakladı.
Okulun önündeki mahşer kalabalığı, duyduklarımızı dişlememize sebep oldu.
Ben sayamadım… lütfen siz sayar mısınız:
Son 24 saat içinde kaç kadın, kaç çocuk öldü?
Nasıl bir savaşın içindeyiz, ALLAH’IM?
Allah zalimin hışmından korusun sevgili okurlarım.
Kalın sağlıcakla.
M& DEV




