Uyuşturucu Kullanan Ünlülere Geçici Ekran Yasağı Uygulanmalı

Bir süredir…
Her sabah…
Aynı haber.
Bir ünlü daha…
Bir operasyon daha…
Bir gözaltı daha…
Ve insanın kafasına çakılıyor o soru:
Bu ülkede geçinemeyen milyonlar varken…
Sizin neyin derdi bu?
Kirasını ödeyemeyen var.
Kredi kartını çeviremeyen var.
Çocuğunun beslenme çantasına bir şey koyamayan var.
Sofrada doğru dürüst yemek yok.
Evde huzur yok.
Yüzde umut yok.
Hayat…
Pek çok insan için…
Kelimenin tam anlamıyla felç.
Ama aynı ülkede…
Bir de “vitrin” var.
Işıkların hiç sönmediği…
Alkışın hiç eksik olmadığı…
Paranın döndüğü…
Şöhretin parlatıldığı…
O parlak dünyanın içinde…
Allah’ın her şeyi verdiği…
Şöhreti de parayı da önüne serdiği insanlar…
Ve buna rağmen…
Yetmeyen bir hayat.
İşte insanın içini asıl kemiren soru burada başlıyor:
Bu nasıl bir boşluk?
Bakın…
Mesele “magazin” değil.
Magazin gibi sunuluyor diye…
Magazin oluyor sanmayın.
Türkiye bir süredir ünlülere yönelik uyuşturucu, fuhuş operasyonlarını konuşuyor.
Ve bu…
Toplumsal dokuyu hedef alan bir çürüme.
Çünkü ünlüler dünyasıyla uyuşturucu arasındaki ilişki yeni değil.
Yıllardır konuşulur.
Kulaktan, kulağa anlatılır.
Sonra üstü örtülür.
Sanki bu sektörün görünmeyen bir kapısı var.
O kapıdan geçmek için de…
Bazı “ritüeller” dayatılıyor gibi.
İnsanın diline dolanıyor o cümle:
Uyuşturucu kullanmak, o vitrinde kalmanın bedeli mi?
Sonra ne oluyor?
Skandal patlıyor.
İki gün konuşuluyor.
Üçüncü gün yeni gündem geliyor.
Dördüncü gün sessizlik.
Ve bir bakıyorsunuz…
Hiçbir şey olmamış gibi ekranlara dönüş.
Uyuşturucu kullandığı ortaya çıkan bir isim…
Kısa bir “inziva” sonrası…
Dizide karşınıza çıkıyor.
Üstelik rolü de “ibretlik” falan değil ha!
Fedakar baba…
Hayat kurtaran doktor…
Adalet dağıtan hakim…
Ekran “kahraman” diye sunuyor.
Verilen mesaj ne?
Çok net:
“Bu ülkede uyuşturucu kullanabilirsin…
Yine de alkışlanırsın.”
Şimdi durun.
Bir sporcu yasaklı madde kullandığında ne oluyor?
Menediliyor.
Bir vatandaş aynı suçu işlediğinde?
İşinden oluyor.
Hayatı kararıyor.
Damga yiyor.
Ama ünlüysen…
Kapılar kapanmıyor.
Aksine…
“Mağduriyet” üretiliyor.
“Üzerine gelmeyin” deniyor.
“Hata yaptı ama insan” deniyor.
“Zaten çok baskı var” deniyor.
Tam burada…
Bir nefes alıp…
Şunu konuşmak zorundayız:
Ekran yüzleri rol modeldir.
İsteseler de…
İstemeseler de…
Rol model.
O zaman soralım:
Rol model olmanın hiç mi bedeli olmayacak?
Yapımcı…
Kanal…
Bakanlık…
RTÜK…
Topu birbirine atmayı bıraksın.
Çünkü uyuşturucunun ekranlardan normalleştirilmesi…
“İhmal” değil.
Büyük bir toplumsal zarar.
Ne yapılabilir?
Aslında çok net.
Yasaklı madde kullandığı kesinleşen ekran yüzleri için…
Geçici men uygulanabilir.
Belirli bir süre…
Hiçbir projede yer almamalı.
Görünürlüğü askıya alınmalı.
Ama bu da yetmez.
Sektöre dönüş…
Sadece “bir süre ortadan kaybolup” geri gelmekle olmamalı.
Bu isimler…
Yeşilay gibi kurumların gözetiminde…
Bağımlılıkla mücadele merkezlerinde…
Zorunlu görev almalı.
Hem kendileriyle yüzleşsinler…
Hem de verdikleri zararın farkına varsınlar.
Çünkü acı gerçek şu:
Alkışlarla vitrinde kalanlar…
Rol model olmanın bedelini ödemezse…
Uyuşturucuyla mücadelenin hiçbir anlamı kalmaz.
Ve toplum…
Her geçen gün…
Biraz daha kaybeder.
Biraz daha alışır.
Biraz daha çürür.
Ve sonra…
Her sabah…
Aynı haber.
Bir ünlü daha…
Bir operasyon daha…
Bir gözaltı daha…




